HAYATIN SESLERİ
İnsan iki yerden sesler dinliyor.
İçten sesler ve
dıştan sesler.
İçten sesleri
biliyorsunuz zaten. Çocukluğumuzdan beri yanımızdan ayrılmayan, içten içe hep
bizi doğruya yönelten, olacakları önceden tahmin edebilme yetisi olan sihirli
bir güç. Ama genel olarak onu dinlemeyiz. Neden mi? İnsan en yakınındakileri
dinlemezmiş ya, o hesap. Bize en yakın bizsek ki öyle, onu dinlememeyi
alışkanlık haline getiriyoruz. Onu terbiye etmeye çalışıp, suratına kapılar
çarpıyoruz. E öyle olunca da haliyle küsüyor bize. Müren balıkları gibi
mağaralarına girer çıkmazsa, derin dalışlara gidip ikna etmek gerekiyor çoğu
zaman. Onu ihmal ediyoruz!
Nasıl görünüyorum endişesi tamam. Bu yaptığım nasıl oldu
endişesi de tamam. Ama " başkaları bu yoldan git diyor o zaman doğru olan
budur" endişesi tamam değil! Hayatımızı bile dış sese göre karar
veriyoruz. Başkalarının kriterlerine göre seçim yapıyoruz. Başkalarının gittiği
yerde işimiz ne! Yolumuzun o olmadığını iç sesimiz söylediği halde yine de
burnumuzun dikine gitmekten kendimizi alamıyoruz. "konu komşu ne der"
düşüncesi de üstüne eklenince iş iyice sarpa sarıyor. Hâlbuki komşu bizim
hayatımız hakkında topu topu on beş dakika konuşacak. Bizse ölene dek onu
yaşayacağız.
İç sese tekrar
kapılar açmalı, en başta kendimiz olmalıyız. O bizim sesimiz. O kalbimiz,
ciğerimiz, gözümüz kadar bize ait, bize has. Es geçemeyiz. Bırakın o konuşsun
siz dinleyin. Çünkü başkalarını değil, kendimizi rahat ettirmek zorundayız en
başta. Kusura bakmayacaklar artık biraz da. Bundan sonra iç sesleri açacağız
çünkü.

Yorumlar
Yorum Gönder